Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

oldukça sıradan

ne denir, bilirsiniz işte.. uzun zaman boş kalan insanlar kendilerinemutlak bir meşgale arar..

Yazılar

dilimlerivayesev5764_03 herkes kadar sıradandı önceleri: uykumun herhangi bir yerindeki herhangi rüyalarım..

sonraları tatlı bizli rüyalarım oldular. “biz” neydi? biz ne zaman “biz” olduk ki? ve nasıl “ben” oldum geri?

daha da sonraları sevimlinin de sevimlisi rüyalarım oldu. “sevimli” neydi? yada sevimsiz?

şimdi mi? rüya görmüyorum. ama ne yalan söyleyim, rüyalarımdan çok uykularımı özlüyorum..

en büyük gösteri

 herşey tastamam, pusulalar,haritalar yanımda.. ama yollar karışık, varamıyorum sona..

yamalı ömür tahtası benimkisi..

Bugün..
öyle birgün işte..
uzaktan şöyle bir bakınca güzel,
kendi içime dalınca yine aynı..
aslına bakarsan hep aynı,hep eksik..
dün eksik, bugün eksik..
yeter artık getir benim eksik parçamı!
dön demiyorum,
gel demiyorum..
tek dediğim
geri ver götürdüklerini..

- kahrolsun beyaz atlı prensler, yaşasın yaya krallar..

kucukprens Pek hesaplı ince iş..

Para, para, para.. varlığın bir dert yokluğun ayrı dert. Geç bunları anam babam. Parasız da saadet oluyor.. ülkemin dağlarında ve ovalarında göz kırpmalar banknot, gülümsemeler bozukluk olarak geçiyor. Yürekten bir “merhaba” bütün hazinelerden çok değer buluyor.

Altına atını çekmiş,hafiften toy prensleri bekleyen salak kızlara bir gönderme yapacak değilim ama şu da biline: prenslerin altın keselerinin ağızları, hep çengelli iğnelerle tutturulur. Ve hırslı olanların hep canı yanar..

Neyse efendim konuyu saptırmamak lazım. Ne diyorduk; pek hesaplı ince iş(!)

“Samimiyet” ölmüş buralarda. “değer bilme” can çekişiyor. “sevmek”ten söz dahi etmiyorum. Karşındakine üç-beş parça hediye alınca, kendini matah bişi zannediyor bazıları. Güzel mekanlarda oturulup, güzel yemekler ısmarlanınca tüm görevler yerine getirilmiş oluyor. Artık karşındakine istediğini yap, gık-guk etmeye hakkı olmuyor. Bu muhterem zatlar karşısındakinin ne istediğinden bihaber elinden geleni yapmış oluyor.. ama karşıdaki “hediyelerini ve siluetini çek hayatımdan” derse kıyamet kopuyor. Bunlar kayıtlara “yaşanmışlıklara ihanet” olarak işleniyor ve dahası kişi “yenisiyle değiştirilmek” suretiyle cezalandırılıyor. Hoş hangisinin cezalandırıldığı da tartışılır ya..

Neyse efendim, lafı uzatacak değilim. Her zamanki gibi “neyse ve herneyse”..

Pek hesaplı ince iş bunlar.. benim aklım ermiyor fazlasına. Ben ülkemin dağlarında ve ovalarında mitingler düzenlemeyi bilirim.. Ceplerinde “samimiyet” taşıyanlarla beraber, avazım çıktığınca bağırmayı bilirim.

Ve bence bunu siz de bir kez söyleyin:

- kahrolsun beyaz atlı prensler, yaşasın yaya krallar..

söyleyin peri kızına gelmesin artık!

emekli olmak istiyorum ben artık..


sihirli değneğin her dokunuşuyla toz pembe olan hayatımın peşinde koşturmaktan, aralıksız bindiğim balkabağının yaptığı arızalardan, saatin 12'yi her vuruşunda kaybettiğim cam pabucumu aramaktan yoruldum..


ocak başında külkedisi günler yaşamak istiyorum artık..


söyleyin peri kızına gelmesin artık, bir daha aşık olmak istemiyorum..

dalmışım daldaymışım..

 tree nefes almaktan çok, özgürlük çekesim var ciğerlerime..



geçenlerde bahçedeki erik ağacı ilişti gözüme. hani şu bizim kuru otlarla kaplı bahçedeki tek ağaçtan bahsediyorum. nedendir bilmem ilginç gözüktü gözüme. öyle ki dalların birinde buldum birden kendimi..

önce adettendir deyip, meyvesi var mı diye dalları bir kolaçan ettim. ama ne gezer, mahallenin haşarı çocukları tek yemiş koymamışlar ağaçta. “zavallı ağaç” diye iç geçirdim, tüm meyvelerini almışlar ondan, kimsesiz bırakmışlar onu..

neden sonra aşağıya baktım bir de. yerden çok yüksekte sayılmazdım. hani düşsem çok çok kolumu, bacağımı kırarım, dedim. ama düşmemekte fayda var, şimdilerde hasta döşek yatmanın zamanı değil.

neyse efendim, çıkmışken buralara bir de yukarı bakayım dedim. bir tek kuş dahi yoktu gökyüzünde. güneş desen bulutun ardına saklanmış. aman yahu sizle mi uğraşcam, diye kızdım bulutlara..
.
.

o ara meraklı bir komşu gördü beni dalda. meraklı ya hani, dayanamadı elbet sordu ne işim olduğunu dalda.. “hasbinallah, sanane be kadın” diye geçirip içimden, indim aşağı.e indim inmesine de kadın cevap bekliyor benden. ne desem, nasıl anlatsam bilemedim.. neden sonra cevapladım sorusunu:

- özgürlük yola çıkmış da ne yandan geldiğini görmek için çıktım ağaca..

bir süre baktı suratıma, sonra tam da beklediğim soruyu sordu:

- ne yandan geliyormuş peki?
- çok seçemedim ama aşağıdan gelmediği kesin..

&&&

hani aklımızın erip ermediği her işe burnumuzu soktuğumuz şu günlerde, dala çıkabilmek büyük bir özgürlük olmuş. daldan kendi irademizle inmek ise en büyük özgürlük..

o eski sahne..

“gitmeler,
bir tek bizi eksiltir ve inancı..”


bir vakitler siyahtı mürekkebim.. kalemimle döverdim; hak yiyeni, aç gözlülük edeni, savaşa gideni, masumu üzeni ve de bozuk düzeni.. derken gel zaman git zaman “aşk” bulaştı kalemime, kırmızı karıştı boyama.. gözüm görmez oldu; yüreğimden gayrisinin de acıdığını..

sade “aşk” yazdım beyaz sayfalara..
sayfalarım kirlendi..
her kirlenen sayfamı buruşturup attım çöpe. “aşk” yazılı tek sayfam kalmadı. üzüldüm önce, sonra uzun bir vakit bıraktım kalemi yere..
.
.

sonra bileğimden bir damla “kırmızı” akıttım boş bir yaprak üstüne, “aşk bu!” dedim, çevirdim yaprağı..

-kırmızı mürekkep bitti!
.
.

şimdi yeniden siyahla, yeniden o eski sahnede..

&&&

kaçmaları da susmaları da attım bir kenara..
susmalar, bir tek beni eksiltir..

- aşk mı?
- !?!

bumm!! yok oldu hayat

unbenanntdfg6nz - hava niye karanlık? dedim usulca.
- akşam oldu.. dedi

- peki ya gökyüzü niye ağlıyor? dedim sonra
- akşamın gelişinden ürkmüş de ondan, dedi
- iyi ama bu gökgürültüsü niye?
- üşümüş de titriyor gökyüzü..

..

- karanlıklarım, gözyaşlarım; hep akşama hazırlık şimdi. ama titremem sadece pişmanlığımdan..

on üç şubat

ah..ah.. nerden başlasak?

Bir ayrılış hikayesini yazmış Nazım ustam bir tarihte. Yazmış ama bilmeden yazmış benim hikayemi. Bilse daha başka yazardı belki. Kadına da “seni seviyorum” dedirtirdi, yada şiirine dalıp, gözleri bir araya getirirdi belki. Yada “ayrıldılar” demezdi de “erkek kadına bir şans daha verdi” derdi o güzel şiirinin sonunda..

Ah benim canım ustam, ukalalık yapmak değil inan niyetim. Varlığına yetişemedim, ama yokluğunda özledim seni. Piraye’ ye yazdığın şiirlerle bildim aşkı, “Evet, vatan hainiyim” dediğinle gördüm gerçek vatan hasretini ve “Bir kız vardı Japonyada” da buldum insanlık sevgisini.. seni okuduğumda anladım mezarının başında taş yerine çınarın olmasının güzelliğini.. seni senden okuduktan sonra gördüm “son”ların “baş”lardan kıymetli olduğunu..

Dertliyim ustam. Hani kimsem de kalmadı etrafımda dinleyecek. Ondan rahatsız ediyorum şimdi senin yokluğundaki o güzel varlığını..

Eve geldiğimden beri “bir ayrılış hikayesi” elimde. Defalarca okudum erkeğin “seni seviyorum” deyişini, kadının onu cevaplayışını ve acıyı yüzüme çarpan “ayrıldılar” sözünü. Hani içimi acıtıyor acıtmasına ama bir tuhaflık da yok mu burada ustam? Gerçekten böyle mi hikaye? Gerçekten demiş mi erkek kadına “seni seviyorum” diye? Sonra kapanmış mı bir pencere? Gelmemişler mi bir daha hiç yan yana? Ve sonra özlememişler mi hiç birbirlerini? Erkek aramamış diyorsan inanırım, ama ya kadın? O nasıl durabilmiş, hamurunda bu kadar acelecilik varken?

Şiirinde ne de kolay kabullendirmişsin ayrılığı onlara, oysa haberin olmamış; kadın isyankar bu durumdan. Kadın kabullenememiş, ama bir şey de söyleyememiş. Çok incinmiş onuru. Aslında bir an söyleyecek olmuş..ama bu kez de gururu girmiş devreye. Demiş ki kendi kendine “nasıl istiyorsa öyle inansın bırak, suçlu olan sensin nasılsa, bırak işte, hiç bir şey söyleme, içini yakan sevgi kor olsun bırak,sen yine de sevgi dilenme, bir şey söyleme, çek git işte” ve “ayrılmışlar”.

Yok ustam yok, benim bu anlattıklarımla bir alakam yok.
Değilim ustam yok, orda ki kadın da erkek de ben değilim. Ha olur da soracak olursan sen nesisin bu anlattıklarının diye; ben ayrılığı üstünde misafir etmiş soğuk bankım, etrafı süpüren çöpçülerden biriyim yada belki de on üç şubatın ta kendisiyim,

yaşadıklarımı anlatmayı ne kadar sevmiyorsam, yaşamadıklarımı anlatmayı da o kadar çok severim. Ama bu kez tutamadım kendimi ustam; bir daha ki on üç şubata kadar içimde saklayacağım bir onur kırıklığım var..

neyse uzattıkça uzattım lafı, ellerine sağlık çok güzel yazmışsın hep.. seni de rahatsız ettim ustam.. rahat uyu mezarında..

---

Aşk din kadar kutsaldı benim için ve yandığında en sevdiğim tütsüyü andırırdı kokusu..
Şimdi, sana sarıldığından mıdır, yoksa kokusu üstüme sindiğinden midir bilmem: kutsallığını kaybetti.